Uyanma Vakti Şimdi

     Nereye gidiyoruz? Bozulan dünyanın ipine tutunup, savrulan hayallerimizi toplamaya mı? Huzurumuza; dev testerelerle saldıranları karşılamaya mı? Duygularımızı eritip, perişan şekiller veren, insanlığı utandıran yeni bizler yaratmaya mı? Nereye gidiyoruz? İslam’ın İslamlıktan çıktığı, siyasetin yolunu şaştığı bir topluma merhaba demeye mi? “Nerede Hz Ömer’in adaleti” dedirtecek; boğazına kadar para içinde yüzen, gönlü fakir, aklı karanlık insanlığa: bana ışık tut! Demeye mi? Nasıl bir dünya arzuladığımız? Bir tarafı ziyan sebil ağlarken, diğer tarafı zevk-i sefa içinde yüzen, ehli beyt anlayışından uzak, “komşusu aç iken tok yatan bizden değildir“ atasözüne inat, kuş tüyü yastıklarda yatan, rütbesi büyük,…

Yüzleşme!

Fatmagül’e eski tarihlerde yapılan tecavüz filminin yenisini çekip, Aynı görüntüyü defalarca ballandıra ballandıra yayınlayan, Aşk-ı Memnu’da enişte, baldız, kayınço, karı, koca, Adeta beşi bir yerde tren istasyonu gibi peşpeşe ilişkileri izleten! Best Model, Miss Globe, Bu Tarz Benim, O Tarz Sizin(!), Hatırladınız mı? Bu yarışmalarda daha 15-16 yaşındaki kızları adeta çırılçıplak yarıştıranlar kimdi? Size göre onlar Lolitaydı değil mi? Ama cinsel istismar olunca ” o daha çocuk” deyip timsah gözyaşı da döküyorsunuz! Sevgilisi zengin olduğunda erkek arkadaşa ses çıkarmayan baba ile, Fakir sevgili bulduğunda silahla alnından vuran baba aynı değil mi? Hayat Bilgisi, Pis Yedili,…

Gitmek Gerek Bazen

    Gitmek gerek usulca, fazlalık olduğunu anladığın anda. Zamanıdır; duymak istediği haberi fısıldarlar kulağına tez elden, bir düşmanın. Ağıtlar yaksın istediğin yabancı, kınalar yakar ellerine. Kalemi kalbine batar bir yazarın. Terk etmek kadar can yakar bazen yazmak, Satırlardan aldığı hıncı, kasvete bürünmüş ruhunu yaralar… Bitmesin dediğin ne varsa süpürür susuşu sevgilinin. Geriye kalan tozutmuş hatıralar içinde boğulursun. Sonra mı? Sana yakıştırılan öfke sözcükleri, bir başkasında demet demet gülücüklere dönüşür. Sen gittiğinle kalırsın, Yalnızlığınla, Hatıralarınla, Yıkılmışlığınla. Daha da zoru; alışılmışlığın dışında; tek başına… Yazarken tedavi ettiğin kalbinin, yazarken, ince ince sızladığına şahit olursun Bir zaman…

Uçuş İçin Son Çağrı

Çünkü “Allah öyle istiyor” Cümlesi kadar rahatlatan bir cümle daha yok! ( ? ) İbadetlerimizi Allah için dosdoğru ve gösterişsiz yapabilmek… Yalnızca o istediği için secdeye kapanmak… İhlasla, sevgiyle, aşkla O’na koşmak; O’na ulaşmak için çabalamak… O’na en yakın olduğumuz an: secde. İçimizden geldiği gibi aşkla, sevgiyle yalvarıp yakarmak, O’ndan bir şeyler istemek… Aşk kırıntıları dilemek… Avazın çıktığı kadar susmak ve gönülden ona haykırırcasına yalvarmak; kimselerin duymaması, görmemesi için kuytuya çekilmek…Gönlünün derinliklerinde O’nunla olabilmek…Ve Aşk’la baş başa kalabilmek… O’nun katına, eğilerek yükselmek; müminin miracı ve dinimizin direği olan, peygamber efendimizin “iki gözümün nuru” dediği: namaz……

İstanbul’da Sonbahar

Eylül… Şehir sessizliğe bürünmüş… Yine hüzün ve kasvet dolu, yorgun ve de ihtiyarlamış koca şehir… Bir yanda lodosun esir aldığı Üsküdar, diğer yanda dalgaları seyre dalan Emirgân… Her iki yakada da tek renk, tek mevsim var: Sonbahar… Kiremit kırmızısı yapraklar boydan boya saçılıyor Gülhane’nin tarih kokan bahçesine… Kimbilir belki de rûhu geziyordur şehzadelerin, aşklarıyla el ele, göz göze turladığı bu tarihi yollarda şimdi… *** Yağmur… Sonbahar yağmurları kılavuzluk ediyor şehrin tüm gizemine yağmurla… Yağmur yağıyor adeta insanlığa susayan şehre su verircesine. Belki de yıkıyordur her geçen gün kirlenen koca çınarı kim bilir? Ya da şehrin…

Mevlâna’nın Doğan Güneşi: Şems

“Sadece insanlar değil, sevgisiz adalet bile katıdır.  Sadece AŞK, Sadece AŞK, başka bir işimiz yoktur.    (Divan-ı kebir1474)   Sevginin, hoşgörünün, yokluğun, aşkın en güzel temsili Mevlana; mutasavvıf, Türk İslam şairi ve felsefeyi şer olarak gören bir filozoftu. 207-1273 yılları arasında yaşamış, insanlara birlik beraberlik dostluk şuuru vermeye çalışmış bir iyilik abidesiydi. Şems-i Tebrizliyle tanışıncaya kadar aşkı aramış sonrasında aşkı söylemiş ve aşkla maşukuna kavuşmuş bir yüce zattı. Bugünlerde tahammülleri zorlayan bir algı eksikliğini Mevlana Celalettin Rumi vesilesiyle idrak edelim istiyorum. Aşk’ı, aşk gibi yaşayalım veyahut şehvetin adını aşk koymaktan cayalım zira Mevlana’yı yokluğa taşıyan aşktı….

Satırları Aşan Çocuklar

     Küçücük bedenlerinin içinde derin nehirler taşıyor onlar, çığlık çığlığa susuyorlar. Kim bilir belki de konuşsak duyan olmaz diye korkuyorlar. Derinden sarsan bir ayet gibi insanı sımsıkı sarıyorlar. Ben mi onlara merhem oluyorum yoksa onlar mı beni sardıklarında yaramı iyileştiriyorlar?      Öyle güçlü iksir ki bakışları, kendi benliğine hapsediyor insanı. Beynindeki tüm klişe çocuk tabirlerini yıkıveriyor, dudaklarından dökülen hasret sağanakları. Hani çocuk dediğin yorulmadan koşmalı, doyasıya kahkaha atmalı, kahkahaları duvarları çınlatmalı, anlamsız sorular sıralamalı peş peşe, ağladığında istediğini yaptırmalı. Çocuk dediğin uçurtmalar yarıştırmalı, rengârenk tokalar takmalı ya da yeni aldığı topuyla mahalledeki çocuklara hava…

Adalet (!)

  Konumuz Adalet… Ama önce şu haberleri sırasıyla lütfen okuyalım: *** HABER 1: 13 yaşındaki N.Ç., 2002 yılında iki kadın tarafından 26 kişiyle birlikte olmaya zorlandı. Aralarında yüzbaşı, kamu görevlileri, eğitimci ve muhtarın bulunduğu şüphelilerin yargılaması 7 yıl sürdü. Zamanaşımı süresi dolmak üzereyken Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesi, tecavüzcülere ceza indirimi yaptı. Yargıtay 14. Ceza Dairesi, Mardin’de babası yaşındaki 26 kişinin tecavüzüne uğrayan 13 yaşındaki N. Ç. hakkında yerel mahkemenin verdiği “sanıklarla rızasıyla birlikte olduğu” yönündeki kararını onayladı. Gerekçeli kararda 13 yaşındaki çocuk için “istese 26 erkeğe karşı koyabilirdi” denildi. Yargıtay ayrıca suçun zamanaşımına girdiği…

Fiş Almazsak!

İktidarların yolsuzluğundan dem vuruyor millet Pek de popüler oluyorlar bunları söyleyince! Hele bir de klavyeyi verdiniz mi eline, Değmeyin vatandaşın keyfine! *** Oysa ki; Kuyumcu, yıllık gelirini asgari ücret gösterir, Fırıncı, hamurdan çalar, Ev sahibi, kirayı düşük gösterir, Vatandaş, elektriği kaçak kullanır, Memur, mesaiye geç gider, mesaiden erken çıkar! Öğretmen, dersi 20 dakika kırar, yeğeninin düğününde rapor alır! Esnaf, çalışanının sigortasından, Peynirci sütten, İmam da beş vakitten kalan vakitten sanki işi bitmiş gibi çalar! Bir de üstüne üstlük camilerimiz hırsızlığa karşı 24 saat kamerayla denetlenir! *** Öğrenci sınav sorularını, Tüpçü gazı, Benzinci pompadaki petrolü, Milyonluk…

Kader mi !?!

Bir avuç kömür oldu tüm umutlar,Binsekizyüz bilmem kaçta da olmuştu,Bindokuzyüz bilmem kaçta da,İkibin bilmem kaçta da,Bugün de… *** Kader deyip üstünü örteriz, Allah’tan deyip savarız başımızdan belâyı! Ama ne der Sevgili Râbbimiz: “Başınıza gelen iyilikleri benden, kötülükleri kendinizden bilin!” Peki başka ne der: “Bunda düşünen akıl sahipleri için ibretler vardır!” Ya başka ne der: “Hiç düşünmez misiniz?” Biz ne diyoruz? “Takdir-i İlâhi!” *** Peki İş güvenliği ne oluyor? Salla gitsin! Baret giy! Amaaaaan boşver! Gözlük tak! Ne gerek var! Emniyet? Kırk yılda bir olacak kaza için mi? Sığınma odası? Çok masraf gerek, kârdan kısamam! ***…